9 Ekim 2011 Pazar

Her şey değişir, zaman geçer, Hagi kalır.

Sigara içmek için çıktığım balkonda, dışarıda top oynayan iki çocuğu gördüm. Her çocuk gibi konuşarak oynuyorlardı futbolu. Daha doğrusu kendini, içinde kurduğu hayal dünyası içinde çok sevdiği, futboluna hayran olduğu adamın yerine koyup, maçı da anlatan spiker olur bir çocuk futbol oynarken. Oynadığı yer aslında apartmanın önü değil, binlere insanın izlediği bir stadyumdur. Bu çocuklardan biri de kendini Messi yapmış. " evet messi gidiyor, messi mükemmel bir çalım, şuuuutt ve golll!! " diyordu kendini büyük ihtimalle Camp Nou'da hayal ederek. O çocuk bana çocukluk yıllarımı hatırlattı. Hemen hemen her Türk çocuğunun olduğu gibi benimde çocukluğum futbol topuyla geçti. Benim hayranı olduğum adamı bulmak da zor değil. O dönem çocuk olan herkesin hayranı olan bir adam. Hagi. 

Aradan geçen yıllarda dünyada çok şey değiştiği gibi futbolda da çok şey değişti. Her ne kadar bugün top oynayan çocuk görmüş olsam da, artık çocuklar top oynamıyor pek. Onun yerine playstation da evinden, 40 yaşlarında italyan bir adamı yeniyo. Bununla seviniyo. ya da bununla üzülüp buna kızıyo. İnsan gelişiminde çocukluk döneminin ne denli önemli olduğu bilinir. Demek istediğim şimdi çocuklar futbolun güzelliklerini yaşayamıyorlar. Sevincleri ve üzüntüleri yapay. Neyse bu ayrı bi yazı konusu zaten kısa kesiyorum. 

Televizyon, özellikle maç yayınları o güne nazaran çağ atlamış gözüküyor. Bir maç içinde bilmemkaç farklı kameradan maç izlemek, o zamanın ana kamera dışında ters açı kamerasının kullanılmasından baya farklı bir deneyim.Ayrıca, o zamanlar hafta da 3 maç verilirdi televizyondan. Şimdi diğer liglerle beraber hafta da 30 maçı aşan maç yayınları var. Ben Hagi'yi izlerdim hafta da 1 kere. Şimdi haftada en az 2 kere Messi yi canlı izliyor çocuklar. O da yetmezmiş gibi bilgisayar başına geçip youtube dan videolarını izliyorlar. 

Bir çocuk için futbol, romantik bir şeydir. Kadının neden yaratıldığını idrak edemediğin yaşlarda, en romantik en içten hisleri beslersin bir adama, bir takıma, bir mekana. Ama artık eski romantikliği yok. Hagi'yi haftada 1 kere görebilmekti romantizm. Geri kalan günlerde onu hayal ederek, onun yaptıklarını yapmaya çalışarak futbol oynamaktı. İstediğin an izleyemezdin Hagi'yi. Messi gibi ele avuca düşmedi Hagi. Bu yüzden bazıları bu söylediğimi komik bulsa da, benim izlediğim en iyi futbolcu Hagi'dir. Onu stadyumdan izleyebilmiş olabilmek büyük onurdur benim için. Hagi, Messi gibi sadece yetenekli değildir. Futbolcudur. Adamdır. Her şeyden önce insandır. Yani duygusaldır, sinirlenir, sevinir senin benim gibidir. Bunların dışında, zekidir ve klasdır Hagi. O çok farklıdır. 10 dur Hagi. Karpatların Maradona'sı değil, benim Hagi'm o.

Leeds Galatasaray maçından, Ercan Taner; 
" Hagi topu beyaz noktanın üzerine koyuyor. allahım unutulmaz bir an! unutulmaz bir an yaşayacağız, hagi topun başında. haydi hagi, hadi koçum, hadi aslanım, hadi koçum, hagi topun başında. hagi, hagii, hagi, hagii. gooooooooooooooll, goool, gol, gol, gol, gol, gooooooooooll. hagii, hagi, hagii. işte bu kadar. koçum, aslanım benim. harikasın hagi. hagii, hagi, hagi. "   

6 Eylül 2011 Salı

İşte geldim, burdayım...

Eğer başlıkta ki yazım yanlışından dolayı bu yazıyı okuyamayacak kadar ruh hastasıysan seni buralarda bir daha görmeyeyim. Son günlerde, sanki hepimiz padişah torunlarıymışız gibi düzgün yazmak zorundayız. Tamam nasıl yazmam gerektiğini bilmek için günümüzde sarayda büyümek gerekmiyor tabiki de. Ancak, ne bilim yazım yanlışını bu kadar abartmanın ve eleştirmekten inanılmaz keyif alır halde olmanın, marjinal bir şey olduğunu düşünen insanların var olduklarını düşünsem de... Sen, ne olursan ol yine gel.
Burada yazarken insan, ırk, din ve kültür ayrımı yapmicam rahat ol. Ama renk ayrımı yaparım şimdiden söyliyim. Onu da ten rengine göre yapmam, eğer zenciysen sana veya büyük büyük babana, ırkçı hiç bir söylemim olmaz, rahatça okuyabilirsin. -Ne var abi mehmet aurelio da türk !!!-  Benim renk ayrımımı bilen bilir, bilenler bilmeyenlere anlatır aslında ama buna gerek duymadan ben bi kaç bi şey yazıcam. -evet "bir" değil "bi" yazarım ben hep! sen hala burda mısın?-
Merhaba ben insanım. evet her şeyden önce insanım. yani benim duygularım, düşüncelerim, hissettiklerim ve fikirlerim var. Tıpkı özünde insan olan herkes gibi.
Ben Galatasaraylıyım. Bu konu hakkında bolca yazacağım için kısa kesiyorum. İnsan olmamdan sonra Galatasaraylı olmam gelir.
Kullandığım dilden de anlayacağınız üzere Türküm. Doğruyum. ama çok çalışkan değilim. He sonra Trabzonluyum, Ofluyum! Müslümanı... daha bu kelimeyi bitiremedim ama inançlıyım. -bu kurtarıyo mu?-.
Ben buyum Seçkin Saral'ım. Aslında Enver Seçkin Saral'ım. Bunu yazmam gerekti, ne bilim olur da -olmaz da- beni tanımayan biri okursa yazacaklarımı tam adımdan cinsiyetimi çıkarabilsin diye. Çünkü Seçkin unisex bi isim. Ama ben erkeğim. şahitlerim var...
Babamın tek oğlu olduğumdan bütün mahalle görmüştür ondan diyorum hemen yanlış anlamayın.
Tahminimden uzun oldu. kısaca hoş geldin bu sayfaya. Ben arada bi yazarım. yazdıkça, paylaşırım falan öyle girer bakarsın, ya da bakma çokta s..... . Bu blog işi biraz böyle. yirmi kişi bakar, beş kişi okur, iki kişi anlar. Ama mühim olan insanlık.
Ne demiş The Beatles abileri, "Is there anybody going to listen my story"...